“Gençler çok çalışıp, çok okumalı ki, Türkiye gelişip büyüsün…” – İrfan Erdem

0

Bu sayıda, Kdz. Ereğli’deki girişimcilik başarıları ile başlayan sayısız hizmetlerini eğitim alanında da taçlandıran İrfan Erdem ile birlikteyiz. Kendisine bize vakit ayırdığı için teşekkür ediyoruz.

İki dönem Belediye Başkanlığı yapmış ve ilçemize yön veren kişilerden olan Kamil Erdem’in 3 çocuğundan birisiniz. İrfan Erdem kimdir, nasıl bir çocukluk yaşadı?

1948 doğumluyum. Babam 1954’den 1960’a kadar Belediye Reisiydi; herkes bana ‘reisin oğlu’derdi. Ondan önce de çarşıda manifatura dükkanı vardı, tüccardı. Belediye Reisliğinden sonra nereye gitsem bu gözle baktılar bu da şahsiyetimin gelişmesi aşamasında bana sıkıntı yarattı. Babamın siyasi görüşüne ters düşenler tarafından tepki gördüğüm zamanlar da oldu… Bir de çok yaramazdım. Kuş lastiği yapar, taş atardım. Saçlarımı 3 numara yaptıramadım hiç çünkü küçükken lastik taşının yarasından kalan kafamdaki delikler meydana çıkıyor. Midye çıkarır satardık. Tabi bunların içinde birde 60 istilali oldu. Babam Demokrat Partili olduğu için bir dönem bize fırından ekmek bile vermediler. Alemdar İlkokulu’nda okudum. Zor ama mutlu bir çocukluk yaşadım. Yaramazlığım genlerimden geliyor. Annem laz, Sürmeneli, babam Kayserili. Karışım farklı olduğu için olabilir. Annem hacıydı, ev hanımıydı. Biz 3 kardeşiz. Biri Ankara Yükseliş Koleji’nde okurken ağaçtan düştü, rahmetli oldu. Kız kardeşimle ben kaldık. O da Arkas’da başkan yardımcılığı yapıyor.

Ereğli için Erdemir gibi önemli gelişmelere imza atmış bir kişi olan babanız Kamil Erdem’den biraz bahsedebilir misiniz?

İlkokul mezunu olduğu için Kayseri-Ankara Devlet Demir Yollarında babamı puantör yapıyorlar. 1938’de askere alıyorlar. 5 yıl sonra 1943’te askerlik bitince, önceİrfan Erdem Röportajı 29 den çalıştığı şirketin İstanbul Karaköy’deki merkezine, elinde tahta bir bavulla eski işini almak ümidiyle gidiyor. ‘Ben askerliği bitirdim tekrar eski işime girmek istiyorum.’ diyor. Oradaki şantiyenin kapandığını söylüyorlar. O zamanki mühendisi Hayri Bey’i soruyor ve Ereğli’de liman yaptığını öğrenince biniyor vapura; Kdz. Ereğli’ye mühendisinin yanına geliyor. Burada büyük liman inşaatında çalışmaya başlıyor. 1946’da ilçede Demokrat Partiyi kuruyor 1947’de annemle evleniyor ve 1948’de ben oluyorum. 1954’de Belediye Reisi oluyor. Menderes’le ve Celal Bayar’la şahsi dostluğu var. Ben 1959’da Celal Bayar’la köşkte öğle yemeği yedim. Adnan Menderes’in evinde yattım.

1956 yılında Ereğli’de büyük bir sel oluyor. Babam, o zaman tek vasıta olan Belediyenin jipiyle 12 saatte Ankara’ya gidiyor ve Menderes’i görüyor. Ereğli’de sel olduğunu, durumun vehametini en az 50-60 ev ve bütün çarşı içinin yıkıldığını belirtiyor. Sayın Menderes de o zaman Devlet Su İşlerini Genel Müdürü olan Süleyman Demirel’i bağlatıyor telefona. ‘Süleyman Bey, Ereğli’de sel olmuş, alakanı rica ederim.’ diyor. Babam Süleyman Demirel’in yanına gidip durumu ona da anlatıyor. O da kendisine Teknik Heyet vereceğini söylüyor. Babam diyor ki ‘Siz gelmiyor musunuz?’ ‘Ben Devlet Su İşleri Müdürüyüm, gelemem’ diyor. Babam özür dileyip odadan çıkıyor ve tekrar Adnan Menderes’in yanına geliyor ve ‘Efendim, DSİ Müdürü gelmezse ben Ereğli’ye dönmem.’ diyor.Nitekim sonunda Demirel’le birlikte Kdz.Ereğli’ye geliyor, 6 gün evinde ağırlıyor, Rahmetli Demirel annemin yemeğini yiyor, işleri hallediyor ve 7. gün ‘Allah aşkına beni bırak, gideyim Ankara’ya’ diyor. Böylece 1956 yılında babamla Demirel’in dostluğu başlamış.

Babam dürüst ve çalışkan bir adamdı. Erdemir’in yeri ile alakalı Adnan Menderes babama diyor ki ‘Reis, Erdemir’in Ereğli’ye veya Sivas’a kurulması ihtimali var. Sivaslılar bedavaya veriyor araziyi, sen kaç paraya vereceksin?’ Babam şöyle anlatırdı: “1 lira deyince Menderes kızdı, 75 kuruşa indim. Reis anlamıyorsun dedi, Sivas bedava veriyor! 50 kuruşa indim “Beni Ereğli’ye sokmazlar” dedim 25 kuruşa el sıkıştık.” Ve bölgedeki yer sahipleri babamla 5 yıl boyunca hiç konuşmuyorlar. Babam Demir Çeliğin buraya kurulacağını ve istimlak edileceğini bildiği halde 1m2 yer almamıştır. O devrin siyasetçileri farklı insanlardı.

Burada herkesin boğazından Erdemir’in lokması geçmiştir. Tarihi iyi bilmek lazım; 1958’de Celal Bayar yanında Sanayi Bakanı ve heyet ile birlikte Amerika’ya gidiyor. Dünya bankasından kredi isteyerek o zamanki Amerika başkanı Eisenhower’dan toplantıda çelik fabrikası kurmak istediklerini belirtiyorlar. Eisenhower diyor ki; “Bu tesisi yapabilecek ekibiniz, motorun çalıştırabilecek teknik kadronuz var mı?” Olmadığını belirtince de “Size Dünya bankasından kredi veririm ama işin başına bir mühendis önereceğim onu koymanız şartıyla.” diyor. O da bir Türk; adı Cevat Süberk. Atatürk’ün yurtdışına yolladığı ilk Türk mühendislerden biri. O zaman Cevat Süberk, Ditroit’te Otomobil Sanayi Başkan Yardımcısı. Düşünebiliyor musunuz bir Amerikan başkanı, bir Türk Reisi Cumhuruna bir Türk öneriyor. Bu büyük bir olaydır.

1959 yılında 2000 Amerikalı geldi Ereğli’ye, tesisi kurmak için çalıştılar, 6 sene sonra 15 Mayıs 1965’te ERDEMİR açıldı. Bu memleket ilk defa klimayı, buzdolabını, çamaşır makinesini, üstü açık Amerikan arabalarını, Amerikan aileleriyle gördü. Onlar buraya geldiler tesis kurdular kontrol ettiler işletmeye aldılar Türk mühendislere devrettiler ve Endonezya’ya Çelik Fabrikası kurmaya gittiler.

Gençliğinizde Ereğli nasıldı?
Gençliğimizde Uzunkum’a giderdik sandallarla denize girerdik, piknik yapardık. Şimdiki mezarlığın karşısı çilek bahçesiydi. 9900 nüfus vardı. Türkiye’de en çok ispirto içilen yerdi burası. Hatırlıyorum Cumhuriyet bayramlarında ispirto dağıtılırdı. Ben Güneşspor’da futbolcuydum. Göztepe takımlarımız vardı. Zonguldak’ta Kömürspor,Terakkispor vardı. Buradan maça giderdik. Dönüşte dayak yerdik. Ayakkabılarımızı kömürlüğe saklardık.

Mesela bir marka ismi Dr. Hüseyin Şendağ, Mimar Erinç Özdamar; onlar Göztepe’nin idarecileri ağabeyimizdi. Saatçi İlhan abi, Doktor Nevzat’ın babası Rıdvan Çimenoğlu, Dr. Karadağ. Ereğli’nin renkli simalarıydı bunlar.

Çalışma hayatına nasıl başladınız?
Çok yaramaz olduğum için babam beni akıllanırım diye okurken Erdemir’e soktu. 1963 yılında Demir Çelik’te evrak memuruydum, odacılık yaptım. 700 TL maaşım vardı bir de bisikletim. İstihsal planlamadan çelik haneye, yüksek fırına soğuk haddehaneye bisikletimle evrak dağıtırdım. Araba kullanmasını, Amerikalının arabasını yıkayarak öğrendim. Ben ortaokula Kabataş Lisesi’nin ilk açılan ortaokulunda başladım. Sınıfta kalınca buradaki ortaokula aldılar beni. Ortaokul bitince yine Kabataş’a, bu sefer lisesine gittim.

Erdemir’den sonra nerede çalıştınız?
Liseyi bıraktım. 14-18 yaşları arasında Pepsi Cola Fruko bayiliği yaptım. En alt katta Pepsi Cola Fruko dağıtırdım. Meydanbaşına kadar el arabasıyla çıkarırdım. Güzel yıllardı, o zamanlar iyi para kazanırdık ama gençlik, o paraları hep yedik. Daha sonra, Çanakkale Ezine’de 24 ay askerlik yaptım. Ereğli’ye dönünce nakliyeciliğe, sac almaya başladım. Avrupa’daki Demir Çelik Fabrikalarının yanında neler var diye araştırmak için Almanya’ya gittim. 8-10 ay akrabalarımın yanında kalarak araştırma yaptım, Essen’de baktım Çelik Fabrikasının yanında boru fabrikaları var, tersaneler var, etrafında çimento fabrikaları. 1974’te Ereğli’de ilk Boru Profil Fabrikası’nı işletmeye açtım. Yine Kdz. Ereğli’de bir ilk olan Tersane kurdum ve o dönemde Türkiye’nin en yüksek tonajlı gemilerini yaptım. Erdemir’in denize döktüğü yüksek fırın cürufunu çimento sanayine kazandırmak için 1992 yılında Lafarge ile ortaklık imzalayıp Ereğli’nin ilk çimento fabrikasını kurdum. Erdemirspor’u 2. lige çıkardım. Bu arada 1982-1983 arası 1. ligdeyken Zonguldakspor başkanlığı yaptım. Devlet Hastanesinde Diyaliz Merkezi kurulmasında katkıda bulunmak amacıyla ilk diyaliz makinalarını aldım. Eğitim fakültesinin burada kurulmasına Mustafa Arık ile ikimiz sebebiz. Batı Karadeniz bölgesinde 2002 yılında Kdz.Ereğli Deniz Ticaret Odasını kurduk ve halen Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütmekteyim. Ama tüm bunlardan ziyade bana en çok keyif veren Hatice Erdem Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi ile başladığım eğitim alanında yapmış olduğum hizmetlerdir. Anadolu Lisesi’nin 1990’dan 2002 yılına kadar vakıf başkanlığını yaptım. Eğitimle geçen yıllarım en güzel yıllarımdı. Yıllar çabuk geçti ama hep hizmet ettim. Yani günahınız var mı diye sorarsanız günahım da var ama sevabımı bilmiyorum. Ama sevaba günah işleyerek gittim. Günah işlemeyenin sevabı olmaz. Çünkü insan tekamül edemez. Ve dünyadaki en kötü şeyin bilgi saklamak olduğuna inanıyorum. O yüzden öğrencilerle bildiklerimi paylaşmak benim için çok önemli.

Okumayı da çok seviyorsunuz bildiğimiz kadarıyla…
Her gün 100 sayfa okurum. En son okuduğum kitap Karl Marx’ın ‘Demokritos ile Epikuros’ un Doğa Felsefeleri’ üzerine Doktora Tezi. Ama hem yaşayacaksınız, hem okuyacaksınız. Okuduklarınızı hayatla bütünleştiremezseniz olmaz. Dinler felsefesi üzerine çalıştım.

Mesela zerdüştlüğü inceledim, Budizmi inceledim, Hallacı Mansur’u okurum. Şimdilerde 55 tane stajyer öğrencim var; yerlerini hazırlıyorum. Onlarla çok yoğun ilgileniyorum.

Turizm konusunda da farklı çalışmalarınız var.

Deniz turizmi ile ilgili kruvaziyer turizmi dediğimiz; yolcu gemilerinin Karadeniz’e getirilmesi için çalışmalarımız var. Altyapı yok memleketimizde, bunun için altyapı çalışmalarımızı yapıyoruz. Ara eleman yetiştirmek gerekiyor. Düşünün; bir gemide 2000 yolcu var sahile çıktı Cehennemağzı Mağaraları’na gidecek. Otel lazım, doktor lazım, ambulans lazım, bunların güvenliğini sağlayacak polis teşkilatı lazım, İngilizce, Fransızca bilen rehberler lazım. Fransa’da çalışan nüfusun %45’i hizmet sektöründe çalışıyor. Turizm “Bacasız Sanayi” Deniz uçağını Sea Board isimli bir firmayla buraya getirecektim şanssızlık oldu, şirket battı. İstanbul-Kdz.Ereğli arası 45 dakika ve 110 TL olacaktı. Şimdi deniz otobüsü için çalışıyorum. Önünüzdeki tabaktan yemek yerken başkasının tabağına bakmayın. Kendi tabağınızdan yiyin. Karadeniz Bölgesi’nde en çok yetişen ıhlamur ve kestanedir. Ihlamurun kilosu 200 TL falan. Bizim oraların Balı köyü, Kandilli tarafı ıhlamur dolu, toplamıyor arkadaşlar. Kestaneyi bile toplamıyorlar.

Peki aileniz? Eşiniz, çocuklarınız?
Büyük oğlum Amerika’da üniversite bitirdi. Kızım Amerika’da Standford’u bitirdi. Dünya Bankası’nda çalıştı, şimdi de Demir Çelik’te. Küçük oğlum özel bir şirkette Broker olarak çalışıyor. Özel hayatımla ilgili bir sıkıntım yok. Ben yay burcuyum. İstediğim gibi yaşarım. Kendi karakterimi ve yaşam tarzımı kimseye yargılatmam. Yaptıklarımı üst üste koyarsan, insan ömrü yetmez. Fizyolojik yaşımı sorarsan 67’yim ama ruhsal yaşımı sorarsan 350. Bütün bunları dengelemek önemli.

Gençlere nasihatlarınız var mıdır, ben şahsen zaman zaman karamsarlığa kapılabiliyorum ülkemizin bu durumunda mesela?

Gençler çok çalışıp çok okuyacaklar. Karamsar olmayın; Türkiye güçlü ve büyük bir ülke. Türkiye’ye hiçbir şey olmaz. Olmamasının sebebi de Atatürk ilke ve inkılapları. O sistem bozulmadığı sürece hiçbir şey olmaz.

Leave A Reply