Karadeniz Ereğli’de Sinemacılık

0

Fehmi abi, 67300’ün ilk sayısındaki konuklarından birisiniz. Öncelikle bize vakit ayırdığınız için teşekkürler. Seni tanıyabilir miyiz, biraz kendinden bahsedermisin?
Aslen Tirebolu Giresun doğumluyum.1996 dan bu yana Ereğlideyiz ve o dönemden bu döneme Ereğliliyiz. Ben her gittiğim yerde insanlar nereli olduğumu sorduğunda ben şuan Kdz. Ereğli’liyim derim. Çünkü çocuklarım burada okuyup buradan üniversiteyi kazandılar. 3 kızım, 1 oğlum var. Bu sene oğlum Yeditepe Üniversitesini kazandı. İnsanlar bizi öyle benimsedi ki sokakta bile müdürüm diye hitap edip filmler hakkında soru soruyorlar. Türkiye’nin farklı yerlerinde bu sıcaklık yoktur.

Ereğli’den önce nelerle uğraştınız?

Buraya İstanbul’dan geldim. 28 yıl İstanbulda ayakkabı imalatı sektöründe çalıştım. Ayakkabı sektörüne çıraklıkla Dore mağazalarında başladım.Akşam lisesinde okudum çalışırken. 68 kuşağının yendiği o dönemde spor akademisi kazandım, gitme şansımız olmadı. Uzun süre Dore’de tezgahtarlık yaptım. Daha sonra kendi firmamı kurdum ve büyüttüm. Haftada 120 çift çok kaliteli ayakkabı üreten bir firma iken ticari anlamda önemli bir sıkıntı yaşadık. Her şey yolunda giderken bir yerlerde bir anda kopuyorsun. Mal verdiğimiz hiçbir yerden para alamadık. Kdz. Ereğli’de dahi mal verdiğimiz yer vardı. Benim için 2 yer çok farklı. Türkiye’nin geneline çek tahsilatına çıkardık müşterilerimize. Biri Kdz. Ereğli Tunaboylu diğeri Antalya’da bir firma, bizim imal ettiğimiz ayakkabıyı satıyordu ama benden almamış. Ürettiğimiz ayakkabıların altında kalite numaramız vardı. Bayan ve erkek ayakkabıları normalde 8’er çift birer takım olarak veririz. Benden çıkışı 1000 TL,Tunaboylu’da 7000 TL’ye satılıyordu.Buna çok şaşırdım ve bu işin bu şelikde yapılmayacağına kanaat getirdim. Bütün bu olaylardan sonra bir gün Bakırköy’e gittim. Hiç sigara içmiyorum. 1 paket sigara aldım. Hepsini orada içtim. Gözlerim doldu ve bu işi yapmama kararı verdim.

Peki ya sinemacılık süreci nasıl başladı?

O yıllar çocukluk arkadaşım Temel Kerimoğlu da sinema sektöründeydi. (Hala Beyoğlu sineması sahibi) Bir akşam Çiçek Pasajında toplandık ve bir konudan bahsetti; O dönemde Ereğli’de Halil Bey Belediye Başkanlığını kazanmış ve mevcut sinemadan Erdemir çalışanları dışındaki Ereğli halkının yeterince yararlanamadığı için kente bir söz vermiş. Atatürk Kültür Merkezi’nin sinemaya dönüşmesinden bahsetti ve Temel Kerimoğlu kendi mesleğine dönmeyeceksen böyle bir iş olursa Ereğli’de kalır mısın dedi. Ben de kabul ettim. Konuştuktan 2 gün sonra, 95 veya 96 senesinin başında Ereğli’ye geldik ve dönemin başkan yardımcısı Leyla Rodoper ve belediye başkanı Halil Posbıyık ile (eski postanenin arkasında) tarihi bir çorbacıda öğle yemeğini yedik. Bu tanışmadan 1 hafta sonra AKM’nin bir salonunun sinemaya dönüştürülmesi için belediyeyle çalışmaları yaptık. Beyoğlu sinemasında çalıştım, orada işi öğrendim. 1996 Mayıs ayında ‘İstanbul Kanatlarımın Altında’ filmiyle AKM Sineması’nın açılışını gerçekleştirdik.

O dönemde Erdemir Sinemasında da film gösterimi vardı değil mi?

Vardı ama Erdemir Sinemasına film şirketleri biraz nazlı film vermeye başlamıştı.

Ereğli AKM Sinema’sının başarıları nelerdir?

1453 filminin gösteriminde Kdz. Ereğli, Türkiye genelinde gişe başarısında ikinci oldu. Eşkıya filminde, Türkiye sekizincisi olduk. Bundan her aileden 2-3 kişinin filmi seyrettiği anlaşılıyor. Ayrıca Batı Karadeniz’de ve Türkiye’de bir ilçede Dolby Stereo’yu ilk getirip kullanan sinema biziz.

1996’dan beri bu sektördesin. Sinemacılıkta farklı görevler var, mesela yer göstericiye ‘teşrifatçı’ diyorlar.

Gişeci, Temizlikçi, makinist, teşrifatçı, büfeci var.

Peki teşrifatçı makinistin işini yapabilir mi?

İsterse yapar. Zaten teşrifatçıdan makinist bölümüne terfi ettiğinde yerine yeni teşrifatçı gelir, bir nevi usta çırak ilişkisi oluyor. Bu kurumda gişeci dahil herkes bu mesleği bilir. Hatta Sevgi adında bir çalışanımız vardı, şu an Kdz. Ereğli Belediyesi’nde çalışıyor. A vasıta ehliyeti olan damperli kamyon kullanıyor ve bize kamyonla kömür getiriyordu. Daha sonra kamyonu sattı ve bizimle çalışmaya başladı. Jenaratörden anlar, teşrifatçılık yapıyor, temizlik yapıyordu ve sonra makinist oldu. Hatta bir gün Beyoğlu Atlas Sineması müdürü Cevdet Bey ve sanatçı Serhat Tutumluer Ereğli’de iken arabaları arızalanmıştı.Sevgi kendilerine yardımcı olunca oldukça şaşırmışlardı.
Ereğli ile diğer şehirleri karşılaştığında sinema işletmeciliği nasıl?
Büyük şehirlerde müşteriye yaklaşım biraz daha kuralcı. Ereğli’de seyirci filme 10 dakika gecikse bile salona alıyoruz. Ama oralarda süreyi kaçırırsan biletin yanıyor. İnsanları böyle gecikmelerde cezalandırmanın bir anlamı yok.

Fehmi abi, işinin en çok sevdiğin yönü ne?

Çok farklı insanlarla tanışmak… İnsanların güler yüzünü görmek… Zaman zaman kötü elektrik aldığımız insanlar da oluyor ancak inanın ben 20 sene içinde şu kuruma en erken gelip, teşrifatçısından makinistine kadar, en geç giden insanım. Olumsuzluklarla karşılaşmamak için çalışanlar izinli olduğu günlerde de onlarla beraber gişede büfede kapıda her işi de yaptım. İletişim çok önemli, bunu da her zaman personele anlatmaya çalışırım.

Hiç unutmadığınız hoş bir anınız var mı?

Eskiden beri Ereğlili olup şehir dışında olan insanlar veya dostları; ‘Bu film daha burada oynamadı. Sizde nasıl var?’, “Aynı filme burada iki misli para veriyoruz” gibi yorumlar yapar yada sinemamızın manzarasını methederler. Bu beni her zaman mutlu eder.

Yaş profili ve izleyici kitlesi nasıl?

%70’in üzerinde öğrenci. Bir de daimi sinema severler var. Bir de şuna temas etmek istiyorum benim için çok önemli. Şikayetlerini her zaman bize yapabilirler. Yapmazlarsa üzülürüz çünkü biz burada hancıyız. Buna ihtiyacımız var. Burada onların şikayetlerini minimuma indirmem gerek. 3-4 çocuğuyla gelen bayanlar oluyor. Bazen o benim misafirim olsun diyorum. Niye bunu yapıyorum? Daha sonra da sinemaya gelebilirsin. 4 çocuğuyla karı koca sinemaya gelen bir ailenin hepsine bilet verdiğimizde 40 TL para. En azından o çocuklar istedikleri mısırı alabilecekler. Bizim handikapımızda şu; film şirketleri bu vicdani gözle bakamıyorlar. Zaman zaman gözlemci gönderiyorlar. Bu filmlerde 14.30 seansında salona giren mesela Cem Yılmaz’ın filminde kişi sayısı 79. Gözlemci gelmiş 89 saymış. Ertesi gün bana söylüyorlar 10 kişi fazla varmış. Misafir yok- başka bir şey yok hırsız pozisyonuna düşüyorsun. Para cezası. Daha sonra da film vermiyor. Bizim bir kere başımıza geldi. United İnternation da Kabadayı filminde gözlemci gelmiş afişini görmemiş. Halbuki oynatıyorduk. Sonra bize bir ceza kestiler. 20.000 TL.

Film izlemeye gelen insanlardan bir ricanız bir beklentiniz olur muydu? Zaman zaman bu konuştuğumuz detayları kimse görmüyor. Var mı böyle istekleriniz?

Benim şöyle bir istirhamım olabilir. Çıkış kapılarında büyük çöp kovalarımız var. Bazen almış oldukları mısırın kaplarını bile minik minik yırtıp etrafa atan insanlar var. Bunların olmamasını isterim ben. Çünkü kültürel bir etkinliğe gelen bir insanın kültürsüzlük yapması bizi çok yoruyor. Bazı insanlar etiketlenmemiş olan koltuk numaralarını bile söküp farklı yerlere yapıştırıyorlar. Diyeceksin ki 400 kişide 1 tane çıkar öyle değil, 400 kişilik salonda 20-30 tane koltuğun etiketi sökülüyor. Bir akşam sonrası tiyatro. Bırakın da gelen insanlar rahatça yerlerini bulsunlar veya otururken koltuğun kenarındaki plastiği bile kırıyorlar. Ama öyle insanlar var ki 2 kişi var salonda, bizim için mi açacaksınız diyor. 1 kişi bile olsa o film oynar. Hatta bir korku filminde 1 kişi
gelmiş,başka seyirci yok mu dedi.Yok buyurun başlatalımmı dedim. Yok ben korkarım dedi. Hatta ben oturayım o zaman yanına dedim:)

Sinema teknolojisi koltuklardan ses sistemine kadar her alanda yenileniyor. Hatta şu an 3D yada 6D özelliklerine sahip sinemalar var. Peki AKM de durum nasıl, buranın da yenilenmesi ile ilgili süreç yada planlama var mı?

3 boyutlu sinemaları çıkarıp insanları daha fazla çekmeye çalışıyorlar. Ama Türkiye’de şuan 3 boyutlu sinemaların, Avrupa’daki gibi hassas noktada salonların ölçümlenerek yapılmadığını görüyorum. Ticari alanlar, özentisiz yapılan uygulamalar, kalitesiz gözlükler kullanılıyor. Baş ağrısı şikâyetleri ile karşılaşılıyor. Bizim de ü gelişen teknoloji ile elbette ihtiyaçlarımız var ve bu ihtiyaçlar her dönem artıyor. Bu mülkiyet, özel idareye ait ve belediyeden kiralandığı için bu sürece çok fazla müdahil olup geniş çaplı bir değişiklik ya da yenileme yapamıyoruz. Ne yazık ki AKM binasının revizyon planı içerisinde sinema yokmuş ve süreçler de net olmadığı için önümüzü göremiyoruz ve istediğimiz değişiklikleri yapamıyoruz. Örneğin 429 koltuklu salonumuzu 400 koltuğa düşürür rahat çiftli koltuklar yaparız. 2 sağ, 2 sol cepheye 4 tanede aile locası yaparız. Bu süper olur. Ama bu belirsizlikte bu mümkün değil. Türkiye’nin hiçbir yerinde bu kadar güzel manzaraya sahip bir kültür merkezi bulunmuyor ve keşke uygun bir şekilde yıkılıp yenisi yapılabilse… Atatürk’ün de bir lafı var. ‘Sanatsız toplum, kolu kanadın kırılmış bir toplumdur.’ diye. Yani bu sanat insanların içindeki cevherden doğuyor. Her insan sanatçı olabiliyor mu? Tiyatrocu olabiliyor mu? Olamıyor.

Sinema salonlarını arttırmaktaki sebebiniz neydi? Talebi biraz attırmak için mi?

Bazı bölümlerimizi, vizyonun yetişmesi için küçük de olsa salona çevirmek zorunda kaldık. Tabiî ki burada eskisi gibi tek salon olsa, burada hala Düğün Dernek Filmini gösteriyor olmamız lazımdı.

Film şirketleri ile aranız nasıl?

Tüm film şirketleriyle çalışıyoruz. Ama şuan popüler olan United İnternation Filmcilik. Mars Warner Bros gibi şirketler var. Pinema. Onlarda battı geçen sene 53 yıllık sinemacılıktan sonra battı. Film sektörünü batıran unsurlardan en önemlisi kopya filmler. Bir ara hesap ettim Türkiye genelinde 638 salon vardı. Şimdi artmıştır daha. Bu ciddi bir rakam. Diyelim ki BKM oyuncularının yaptığı ‘Dedemin Fişi’ filmi 35 milimde 300 kopya yapsa, her kopyaya 4000 TL ödese 1.20000 TL gibi büyük bir rakam yapar. Atıyor sana maili 18 Ocak 2016 tarihinden Dedemin Fişi Filmini 2 hafta büyük salon olmak üzere 5 hafta oynama teklifi sunuyor kabul ediyorsan film şirketlerinin batmasından sonra senin talebine göre kopya basmaya başladılar. Bir işe güveniyor. Bu işten de rakamsal faaliyet çıkmadığı zaman hop zarar ediyor.

Eskiden film size makara halinde ulaştıktan sonra sarıp öyle gösterime veriliyordu. Peki ya şimdi nasıl?

Tabi eskiden o şekildeydi. Şu an sadece filmin yüklenmiş hali, diskte geliyor. Biz onu makineye takıp, hafızasına filmi yükleyebiliyoruz. Daha sonra gösterime hazırlıyoruz, başlaması için komutunu veriyoruz. Bu konuda altyapımızda bir kısım eksik. Bu kısım sayesinde, o hafta sinemadaki tüm filmler, önceden zamanlaması ile birlikte ayarlanarak oynatılabiliyor. Hatta bu teknoloji ile film başlangıç bitiş ve aralarında, sistem ışıkları bile kendisi yakıp söndürebiliyor. Film otomatik olarak açılıyor.

Şu an yeni salonlarda sistem genelde bu şekilde mi? Bir makinist yok o zaman artık.

Evet bu şekilde çalışılıyor. İşletmeler o bölüm için ayrı bir personel almıyorlar. Ama biz yine de çalışıyorlar diye ekibimizi bozmadık. Teknoloji yerine insan kontrolünde çalışma devam ediyor.

Eskiden seyirci, sinemada film izlerken duygularını göstermekten çekinmezdi. Mesela duygusal bir film izlerken tüm salon ellerinde mendil ağlarmış yada heyecanlı sahnelerde bağırmalar, hatta alkışlar oluyordu. Hala öyle bir izleyici kitlesi var mı?

Evet olabiliyor hala. Recep İvedik’te bunu yaptılar. Mesela Fetih 1453’te bunuçok yaptılar. Çok ilginç Mehmet Ali Erbil’in oynadığı Kahpe Bizans filmde de aynı tepkiyi verdiler.

Türk sinemasının son yıllarda çok büyük bir ivme kazandığını düşünüyorum. Sizce durum nasıl? Nasıl yakaladılar bunu?

Ülkemizde Türk sineması Hollywood’u bitirdi. Örneğin Dünyada Star Wars serisinin son filmi inanılmaz bir gişe yakalarken, Türkiye’de aynı film o gişeye kıyasla yerlerde süründü. Senarist ve yönetmenler Türk filmlerinde bize, insanımıza özgü konuları yakalarsa başarı gelebiliyor. İnsanlar bir süre sonra o dokuları yakalayınca da bırakmıyor.

Katılıyorum, bir zamanlar Ertem Eğilmez, Zeki Ökten gibi isimler o dönemin insanını iyi analiz edince, karşılığını unutulmaz filmlerle almış. Mavi Boncuk, Köyden İndim Şehire ve Kapıcılar kralı bazı örnekler mesela..

Aynen bahsettiğin gibi. Yani kendi dokusunu işliyor, kendinde olanı gösteriyor. O zaman daha başarılı sonuçlar ortaya çıkıyor.

Dergimizde “Unutulmayanlar” bölümünde iz bırakmış yerli-yabancı sanatçıları ve yerli yabancı filmleri de paylaşacağız.

Çok güzel. Mesela bir Türkan Şoray koyacaksın, bir Sophia Loren koyacaksın. Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın Türk Sineması için hakikaten çok önemli oyuncular. O dönem oyuncuları her zaman ayrı bir şekilde değerlendirilmeli. Şimdikiler daha çok fiziğe bağlı starlar.

Orada daha çok doğallık vardı çünkü o pijamasıyla atletiyle doğal haliyle karakterler yaratıyorlardı.

Ben yapımcılara da kızıyorum, yakalayamıyorlar bu doğallığı artık. Mesela bir Güven Kıraç (Ereğli’ye kaç kere geldi, yakinen tanırım. Balığını yedi, ben Beyoğlu’na gittiğimde de sıcaklıkla karşılar.) Otururken gülmekten öldürür. Ali Sürmeli, Güven Kıraç’la çok kaliteli komediler yapılabilir. Komedi filmlerinin ağırlıkla küfürlü filmler olarak sunulmasını hoş bulmuyorum.

Böyle olunca filmlerde kalite düşüyor elbette…

Bir hanımefendi geldi yanında 13 yaşlarında çocuğu var. Hangi film diye sordum. Filmde hanımefendiyi çocuğuyla izlerken sıkıntıya sokacak küfürlü sahneler var. Hemen kapıya çıktım çocuğa fark ettirmeden filmin durumunu belirttim. Bana dedi ki ‘Beyefendi sahilden şuraya gelene kadar 100 tane daha fazla duydum. Herhalde bunlardan aşağı değildir.’ dedi. Toplumun geldiği nokta ne yazıkki şu an bu. Özellikle çocuklarda olan küfürleri çok duyuyoruz burada. Normal görüyorlar küfürlü konuşmaları artık çocuklar. Biz çocukken bir büyüğün yanından geçerken arkadaşınla küfürlü konuşacaksın yemin ediyorum tokatı patlatırlardı.

Eskiden sinemada sansür vardı.

Ben bundan rahatsız oluyorum. Örneğin salonda bir film vardı ve 21 bayan gelmiş izliyordu. Bir ara ben de izlemek için salona girdim ama izleyemeden çıktım. Kadınların yanında o filmi izlemeye utandım. Artık buna dikkat edilmiyor.

Fehmi abi samimiyetiniz için gerçekten çok teşekkür ediyorum.
***
Fehmi abi’den sonra burada çok fazla emeği geçen makinist dostumuz Kadir Özdemir’le konuştuk. Sinema seyircisine daha yakın olan Kadir, hizmet sektöründe yaşanan sıkıntıları bizimle paylaştı.

Nerelisin?
Memleket Trabzon ama doğma büyüme Ereğli’deyim.

Sinemaya aşırı bir ilgin mi vardı? Yoksa arkadaşının yanına gelip gitmelerden mi alışkanlık oldu?
Küçükken amcam beni bir gün Belediye’nin Sineması’na – yıkılan dere kenarındaki eski sinema – götürmüştü. İlk beyaz perdeyi o zaman orada görmüş ve çok etkilenmiştim. Sinemayı ve beyaz perdeyi o zamandan beri çok seviyorum.

Ne kadardır burada çalışıyorsun?

Sinema açıldığından beri buradayım. 1977’den beri. Daha önce burada bir arkadaşım çalışıyordu. Onun yanına gelip gidiyordum vakit geçiriyordum ve gidip gelmeler çoğalınca hiçbir beklenti olmadan ona yardım ediyor, kapıları açıp kapatıyordum. Burada olmaktan inanılmaz keyif alıyordum. O yıllarda sürekli gidip geliyor; sabah gelip burada çalışanlarla temizlik yapıyor, akşama kadar onlarla çalışıp, kapıları beraber kapatıyordum. Filmler o zamanlar çok güzel iş yapıyordu. Salonlarımızın paket (dolu) olduğu günlerde sıkıntılarımız bile oluyordu. O dönemlerde ortam daha farklıydı, güzeldi.

Her gün farklı kültür seviyesinden insanlar vizyondaki filmleri izlemeye geliyor. Çok farklı şeylerle karşılaşıyor olmalısın. Hiç unutmadığın bir anın var mı?

Mesela, Kurtlar Vadisi filmi geldiğinde salon paket (tamamen dolu). Çok kalabalık ve bir grup 7 kişi geldiler ve o
yoğunlukta fark ettirmeden salona “bira”yla girmişler. İçeride bira içtikleri için müşteriler kokuyu fark etmiş ve bize durumu bildirdi. Elbette biz de bu 7 kişiyi uyardık ve sinemadan çıkardık. Hemen sonra olay farklı boyutlara ulaştı. Alkollü oldukları için müdahale anında olay kavgaya dönüştü. O sırada içlerinden biri yüzüme doğru kuru sıkı tabancayla iki el ateş etti . Düşünebiliyor musun, 16-17 yaşlarında bir çocuktu bunu yapan. Çok şükür herhangi bir yaralanma olmadı. Ne yazık ki böyle kötü olaylar da yaşanıyor özellikle son yıllarda.

Sanırım kültür seviyemiz ile ilgili artık durum. Mesela Recep İvedik serisi, Kurtlar Vadisi gibi diziler, filmler var artık en çok izlenenlerin arasında. Ve ne yazık ki insanların içlerindeki negatif yönleri ortaya çıkartıyor bu tarz filmler.

Bu tarz filmler elbette insanları sinemaya çekmeyi başarıyor ama gelenler gerçek sinema seyircisi değil.

Eskiden öğrenci olduğum yıllarda hep birlikte Cuma akşamları sinemaya giderdik. Hatta o dönemlerden Hıdır amcayı hatırlıyorum. Sinema bizim için ayrı bir keyifti…

Allah rahmet eylesin, vefat etti Hıdır bey. Zaman hızla ilerliyor ve insanlar değişiyor. Senden bir şey rica edeceğim. Bir cumartesi akşamı son seanstan sonra film bitince gelip de salonun fotoğrafını çekip dergiye koyar mısın lütfen? Koltukları, sinemanın o halini bir görmeni istiyorum. Bu ne diyeceksin, her yer kırıntı, çöp.

Geçmiş dönemdeki sinema seyircisiyle, bu dönemi karşılaştırdığımızda da görüyoruz. Sanırım televizyon, sinema gibi araçlarla birlikte insanların sahip olduğu değerler de zamanla yozlaşmaya başladı?

Televizyonda da aynı şeyler var. Bütün kanallarda kadın programları var, hepsi çok izleniyor. Ve her türlü yozlaşma var. Bizim salona girerken seyircilere “Hoş geldiniz, iyi seyirler” dememiz gerekiyor. İnsanların iletişim eksikliğinden ve giriş tarzlarından bazen bunu bile söyleyemiyoruz.

Bu konuda nazik olmaya özellikle dikkat ediyorsunuz yani?

Lütfen yoğun bir zamanda gel ve bekleme alanını bir gözlemle. Film gösteriminin başlangıç saati belli. O filmi başlatacak kişi benim, izleyecek olan sensin. Salona girerken acele etmemizi gerektirecek her hangi bir şey yok. Ama zaman zaman öyle bir girişler oluyor ki, itiş kakış, sanırsınız sefere gidiyor bu insanlar. yer kapma derdindeler belki ama insanlar da artık bu tür konulara özen göstermiyor.

Zamanla belirli düzenlemelerle bu tür konuların düzeleceğine inanıyorum. Kravatını takıp ailesiyle özenle sinemaya gelen insanlardan bahsettik az önce, elbette bu kadarını beklemek yanlış olur ama Özendirmemiz gerekiyor.

Toplumun genelinde bazı yanlış yaklaşımlar var. Mesela salona girerken, bileti müşteriye yırtıp veriyorsunuz, karışılığında “üstü kalsın” diyor. Alacağı hizmet ile ilgili belirli bir ücret ödüyor ve ben de kontrolünü yapıyorum. Bu şekilde davrananları anlamak gerçekten zor.

Yeni nesil sinemalarda teknoloji ve oturma alanları artık çok farklı…

Bu sinema eğer çalıştığım şirkete ait bir ortam olsa ve düzenleme yetkimiz olsaydı inan çok daha farklı olurdu. Burası Pazartesi günleri Belediye’nin kontrolünde ve eğer onlar bir etkinlik için salonu planlarsa film gösterimi olmayabiliyor. Örneğin; salonu belediyeden kiralayan kişiler sahneyi ne hale getiriyor biliyor musun? Matkapla, vidayla sahneye dekor çakan adamlar var. İnşaat yeri mi burası? Ya da geçtiğimiz aylarda fakültenin öğrencilerinin bir programı vardı. Yanlarında 2 çuval mıcırla gelmişler ve etkinlik için hazırlıksız geldikleri için altını hazırlamadan direkt sahneye döktüler. Sonrasında biz temizlemeye çalışırken sahne daha da beter oldu. Bahsettiğiniz salonlar için burada farklı düzenlemeler yapılması gerekiyor. Belirli şartlar uygun olsa, bu tür revizyonlar yapılabilir. Bu Ereğli’de yaşayanların hakkı ve insanlar vizyona giren filmleri yenilenen koltuklara sahip bir salonda neden izlemesin.

Leave A Reply